İHTİYAÇLARINIZ

CİLTTE YAŞLANMA

Gerek kadın gerekse erkeklerin önemli kaygılarından birisi görünüşleridir; kişiler sonsuza kadar genç kalmak ve iyi görünmek isterler.
Genetik kodlarımızda yazılmış olan yaşlanma süreci durdurulamaz.
Sonsuza kadar genç kalmak imkansızdır.
Yine de yüz ve vücudumuzda yaşlanma belirtilerini geciktirmek için bazı şeyler yapabiliriz.

Ciltte yaşlanmanın sebepleri nelerdir?
Bu sebepler genellikle dışsal (ekzofen) ve içsel (endojen) olarak ikiye ayrılır.

Dışsal sebepler yaşadığımız çevreyle ilişkilidir:

hava koşulları, güneş, rüzgar, soğuk ve nem doğal yaşlanma sürecine büyük katkıda bulunurlar
. Yaşlanma belirtilerinin %70’i ve özellikle de yüzde görülenler dışsal faktörlere bağlıdır.

İçsel sebepler ise normal yaşlanma süreciyle ve yaşam tarzı alışkanlıklarımızla (sigara, kötü beslenme, hastalıklar, genetik sebepler) ilişkilidir;
ancak son dönemde yeniden değerlendirilen bir teoriye göre serbest radikal oluşumu tüm bunların üzerinde bir role sahiptir.

Serbest radikaller nedir?

Bunlar biyolojik reaksiyonlar sırasında oluşan ve cilt üzerinde zararlı/toksik etkilere yol açan son derece reaktif ve kararsız moleküllerdir.
Serbest radikal oluşumu fizyolojik bir süreç olsa da çevresel kirlilik ve ultraviyole radyasyon gibi dışsal faktörler bunların üretimini arttırabilir.
Vücudumuz serbest radikalleri bloke eden, hasarı azaltan savunma mekanizmalarına sahip olsa da, serbest radikallerin aşırı üretimi durumunda yetersiz kalabilir.

OLGUN CİLT

Biyolojik perspektiften bakıldığında, olgun cildin özellikleri hücresel metabolizmada yavaşlama ve kapiler kan akımındaki azalmadır; bunun sonucunda doğal savunmalar zayıflar, hücre yenilenmesi yavaşlar ve ciltteki su miktarı azalır.
Böylelikle cilt daha kuru ve frajil hale gelir, ışıktaki radyasyona karşı duyarlılığı artar ve düzensiz pigmentasyon ortaya çıkar.
Geçen zaman ve çevresel koşullar ciltteki sürekli yenilenme sürecini yavaşlatarak ciltte yaşlanmaya neden olur.

Ciltte renk değişikliği
Ciltte pigmentasyon
Melanin ciltteki başlıca pigmenttir ve ırklar ve kişilerin cilt tonları arasında görülen pigmentasyon farkından melanin sorumludur.
İki tip melanik pigmentasyon vardır: yapısal pigmentasyon ya da “cilt rengi” güneş ışığı ya da diğer etkiler olmaksızın genetik olarak belirlenir; ikincisi ise güneş ışığına bağlı opsiyonel bir pigmentasyondur (bronzlaşma). Melanositlerin ürettiği melanin çevredeki hücrelere (keratinositler) geçer ve hücrenin çekirdeğini güneşten gelen aşırı UV radyasyona ve özellikle de çok zararlı olan UVB ışınlarının penetrasyonuna karşı koruyucu bir bariyer etkisi sağlar.

Pigmentasyon bozuklukları
Gebelik, hormonal bozukluklar, karaciğer hastalıkları, güneş yanığı, yaşlanma, enflamatuvar süreçler (örn. akne), nütrisyonel yetmezlikler ciltte hiperpigmentasyona neden olabilir. Bu değişiklikler küçük noktasal lezyonlar (çiller) gibi ortaya çıkabilecekleri gibi, görece büyük alanları da kaplayabilirler (gebe kadınların yüzlerindeki melasma) ve neredeyse her zaman güneşe maruz kalan alanlarda görülürler. Yaşlandıkça cildin maruz kaldığı hasarlar arttığından, yaşlanmayla birlikte yüzeyel pigmentli lekelenmeler de görülür. Bu lekelerin giderilmesi kolay değildir ve zaman gerektirir, çünkü ancak zaten üretilmiş olan melanin cildin en dış tabakası olan stratum corneum’dan doğal eksfoliasyon yoluyla elimine edildikten sonra melanin sentezi inhibisyonunun etkileri görülebilir hale gelir. Kuşkusuz güneş ışığından kaçınmak da gerekir.